Müzik ve Grafik Sanatlar: Deneysel İfade Biçimleri

A.Özyurt, “Kapadokya’nın İki Yüzü Sergisi”, 2007. Mekân: Misafir mevkii, Ürgüp, Kapadokya.

Müzik ve grafik sanatları ilişkisi üzerine çağdaş ve deneysel bir yaklaşım gösterilebilir mi? Gösterilirse ortaya nasıl bir sonuç çıkar? Bu alanda neler oluyor?

Önce grafik sanatında konuyla ilgili çalışmalara şöyle bir göz atalım. Grafik öğrencileri için muhtemel bir workshop öncesinde kabaca ve kısaca bir ön bilgilendirme yapalım. Sonra pratik bir adım atmak da denenebilir, bu deneyim en azından grafiğin farklı bir alanında ufuk açabilir. 

Grafik sanatı insanların çeşitli etkinliklerinin kaydı sorununa tarih boyunca çözümler üretmiş ve üretmeyi sürdürüyor. Bu çözümlerin başında sözün kaydı için yazının tasarımı geliyor. Müziğin ve diğer bir tarafıyla seslerin kayıt edilmesi de insan etkinliğinin önemli bir sorunuydu ki notaların porte üzerine yazımıyla bu sorun günümüzde çözümlenmiş gibi görünüyor. Sesin ses haliyle kaydı yazımın konusu olmamakla birlikte günümüzde grafik sanatının disiplinler arası bir hal aldığını göz ardı etmeden devam edelim. 

Grafiğin etkinlik alanları içinde müzik yazımının yeni ifade arayışlarına yöneldiğine dikkat çekiyorum. Bir taraftan alışılmadık müzikle ve diğer taraftan müziğin alışılmadık görselleştirilmesiyle tanışıyoruz. Bu yeni bir dil, yeni bir alfabe mi? Yoksa sanatçının deneysel arayışlarından mı ibaret?

Notasyon ya da notalama “seslerin ve icranın işaretleri olarak belirlenen şekiller bütünü“ ve “halk oyunlarındaki hareketlerin işaret ve şekil olarak yazılması” olarak tanımlanıyor.

Tanımı genişletmek, farklı etkinlik alanlarının kodlanmasına kadar taşırmak olası. Bu yazının çerçevesi işlemin araçlarını grafik sanatı kapsamında deneysel yaratıcılıkla yeni ifade arayışlarına açmak.Bir örnekle başlayalım; TDK sözlüğünde “notalama” kelimesinin Türk işaret dilinde parmak alfabesiyle gösterilişi şöyle:

Bir müzikal bestenin aynı klasik notasyon alfabesiyle (farklı enstrumanlar için farklı notasyonların yazılabildiğini de belirterek) “Neşeli ol ki genç kalasın”* şarkısının notalarının bir kısmını şöyle örnekleyelim:

*Ziya Aydıntan ve Saip Egüz.

Biçim birimleri (morfem) anlam veya işlev ifade eden en küçük dil ögeleri ve sesleri temsil eden işaretlerin (fonem) dizilişiyle oluşuyorlar. Bu diziliş seslerin yüksekliğini, süresini, sesler arasındaki sessizlikleri de gösterebilir. Notasyon sadece müzikle ilgili bir terim olmayıp başta matematik olmak üzere başka alanlarda da oluşturulabilir. Müzisyenler tarih boyunca geliştirdikleri notasyonlarla (işaret sistemleri) bu zorluğu çözmeye çalışmışlar.

Hurri İlahisi, MÖ 14.YY, Mezopotamya.

Konuyla ilgili ilk örneklerden biri çivi yazısıyla yazılmış “Hurri İlahisi” MÖ 14.YY’da Mezopotamya’da bulunmuş. Bu tablette müziğin icra edilişinden söz edilmiş.

CBS 1766 tableti, Eş merkezli iki daire içinde yedi uçlu yıldız, altta satır ve sütunları tam okunamayan bir tablo var, Babil, M.Ö. 1500 veya M.Ö. 800.

Babil’de bulunan bu tablette ise yedi uçlu yıldız önce astronomik bir tablo olarak yorumlanmış. Ancak uzmanlar yıldızın ve altındaki tablonun yedili dizi üzerinde bir akortlama sistemini anlattığı konusunda hemfikir. Uzman yorumcular Dumbrill ve Crickmore’a göre bu yıldız, perdelerin oktava yerleştirilmesinde dairesel/döngüsel olarak düşünülmeye geçilmesinin bulgusu olarak değerlendiriliyor. Çünkü, tablodaki sayılar ardışık olarak yıldız 2’nolu telden başlayarak çizdiğimizde yıldızdaki kenarlara denk geliyor. Her bir kenar, azalan beşli aralıklar (veya yükselen dörtlü aralıklar) olarak düşünülerek yedili dizi oluşturuluyor: 2-6:Si-Mi; 6-3:Mi-La; 3-7:La-Re; 7-4:Re-Sol; 4-1:Sol-Do; 1-5:Do-Fa, öyle ki 1=Do, 2=Re, … 7=Si). 

CBS 1766 tabletindeki yıldızda tel isimleri Akadca olarak yer alıyor. 9 telden sadece ilk 7 tel yer alıyor. Sağdaki sütun ise tellerin yükselen beşli aralık (veya azalan dörtlü aralık) şeklinde akortlanmasını gösteriyor.

Crickmore, bu nedenle Babillilerin tam akortlama (İng. Just Tuning) adlı verilen akortlama sistemini icat etmiş olabileceğini öne sürüyor. Dumbrill’e göre, Babil müzik teorisinde bu  şekilde dairesel düşünme bir  düşünsel sıçrayışa işaret ediyor. Bu tabletten daha önce böyle bir dairesel perde düşüncesi üzerinden dizi oluşturmaya dair kanıt yok.

Seikilos Yazıtı, MÖ 2. YY, Efes.

Efes yakınlarında bulunmuş Seikilos Yazıtı da MÖ 2. ile 1. YY arasına tarihlenen Eski Yunan döneminden bir notasyon örneği.

Mısır uygarlığından kalan bir notasyon.

Mısır uygarlığından kalan bu notasyon örneğinde ise seslerin yüksekliklerinin, sürelerinin ve şiddetinin belirlendiği anlaşılıyor. Harflerle ya da rakamlarla üretilmiş notasyonlarla karşılaştırıldığında daha işlevsel olan bu sistemde farklı çaplarıyla süreyi ve farklı renkleriyle seslerin kalınlık veya incelik derecesini gösteren daireler kullanılmış.

Do Re Mi… Guidorezzo , A B C… Boethius.

Filozof Pisagor (Pythagoras, MÖ 570 / MÖ 495) müziğin matematiksel oranlara indirgenebileceğini ortaya koymuş ve diatonik (yalnızca geçerli tona uygun notaları içeren) skalayı keşfederek notaları yazıya çevirme yönünde ilk adımı atmış. Ardından filozof Boethius (MS 480 / 524) notaları harflerle (C, D, E, F, G, A, B) adlandırmış. İtalyan müzik teorisyeni Rahip Arezzolu Guido (991-2 / 1033’ten sonra) ise notaları “Ut queant laxis” ilahisinin ilk kıtasının ilk altı ut-re-mi-fa-sol-la (do-re-mi-fa-sol-la) heceleriyle adlandırmış. Kendisi Batı müzik notasyonunun geliştiricisi, modern notasyonun mucidi veya geliştiricisi olarak kabul ediliyor.

Neume notası

Batı’da geliştirilmesi yıllarca süren ortaçağ notasyon yöntemlerinden “Neume” (Nöm) günümüzde kullanılan modern müzik notasyonunun temelini oluşturdu. Batı müziğinde dizek başına konulan anahtarların perdeleri temsil eden harflerden geliştirildiği söylenebilir. Örneğin, Sol sesini temsil eden harf G’dir. Bugün Sol anahtarı olarak bildiğimiz sembol de G harfinin temsilidir.

Sol anahtarının G harfinden türeyişi

Tarihsel süreç konumuza temel olmakla birlikte detayları çerçevemizin dışına taşıyor. Biz bu sürecin son aşamalarındaki deneysel grafik ifadelere yoğunlaşacağız. Müzik literatüründe, “bakarak/görüntüden okuma” (sight-reading) terimi genellikle enstrümantal ve vokal müziği görselden okuma ve icra etme becerisini ifade etmek için genel anlamda müzik bilgisini görüntüden sese dönüştürmeyi ifade ediyor. Bizim odaklandığımız detay da burası. Kağıtta notaları özgürce ifade eden çizim, yazı, resim, fotoğraf vb. görselleri (özgün notasyonu) okumak notaların kabul görmüş yaygın alfabesiyle okumaktan farklı olsa da notaları görselden duyma yeteneği olan müzisyenlerce çeşitli denemelerde şaşırtıcı başarılı okumalar yapılmış.

Özgün notasyon örnekleriyle konumuza odaklanalım:

Roberto Zamarin, çizgi romanlarından örnekler (Gasparazzo).

Roberto Zamarin’in (1940 / 1972, İtalyan karikatürist, illüstratör ve hiciv yazarı), üstte örneklerini gördüğümüz kısa öykü resimleri Cathy Berberian tarafından Stripsody adlı eserinde seslendirilmiş (1966). İtalya’da yaşamış Amerikalı bir mezzo-soprano olan Berberian’ın (Catherine Anahid Berberian, 1925 / 1983) video kaydını izleyebilirsiniz.

Berberian, The Beatles şarkıları yanı sıra çeşitli ülke ve kültürlerden halk şarkıları dahil çeşitli vokal türleri icra etti. Besteci olarak, yukarıda örneklenen çizgi roman seslerini (Onomatope: fonetik olarak taklit kelime, yansıma kelime: gacır gucur, şapur şupur, küt küt, tik tak tik tak, cik cik, miyav miyav, hav hav vb.) özgün ses tekniğini (Stripsody) kullandığı mors alfabesine dayalı, yalnızca sağ elle çalınan klavye için bestelediği (Morsicat-h-y) eserlerini yazdı.

Müzik notasyonu müziği icra ederken ne yapacağınızı, ne zaman ve nasıl yapacağınızı belirten grafik işaretlerdir, aynı zamanda müziğin ses yapısını yeniden inşa etme imkanıdır.

Tom Phillips, Six of Hearts, 1991. Sanatçının görsel ve ses dünyasını birleştirmesini temsil ediyor. Görsel sanat ve kompozisyon olarak süslü ortaçağ resimli el yazmalarının çağdaş bir tezahürü. Sanatçı tarafından tasarlanan oyun kağıtları ve şarkıların kendileri kullanılarak oluşturulmuş.
Tom Phillips, kendi bestesi için ornamentik (Süsleme) çizimler, 1993.
Cornelius Cardew, Treatise: 1963-67 yılları arasında bestelenmiş 193 sayfalık bir grafik notasyon. Treatise’in “herhangi bir sayıda müzisyen ve herhangi bir enstrüman için olduğu ve tamamen veya kısmen icra edilebileceği” belirtilmekte. Siyasi ve felsefi inançlardan ilham alan Cardew, eserin özgür yorumlamaya izin vermesine rağmen, icradan önce önleyici bir iş birliği toplantısı yapılması gerektiğini öne sürmüş.
Wadada Leo Smith, trompet ve elektronik için Luminous Axis; bestecinin sözleriyle: “Bir Elektronik Ses Bahçesi, Zevkler ve Dönüşümler.” Smith 1960’lardan beri yeni bir dünya müziği sesinin yaratılmasına öncülük etmiş.
Ligeti, Artikulation, 1958, deneysel elektronik bestesinden.

20. yüzyılın başında birçok besteci portelere sığmayan gürültüler, efektler, elektronik müdahaleler ve hatta rastgele öğeler talep etmeye başlamış. Yeni işaretler, kıvrımlar, kümeler, büyük döngüler ve çizgili kesintiler eski bilinenlere eklenmiş veya onların yerini almış. Bunlar genellikle şansa bağlı olarak şekillenen, ilk bakışta müzik notasyonuna hiç benzemeyen, karakteristik bir çizim ve alışılmadık harf kombinasyonuydu ve bir tür ses navigasyonu için çizelgeler, ses dünyasının haritaları olmuşlar.

Saf grafik notasyon da bunlardan ortaya çıkıyor, böylece icracı için bir rehber, ortodoks (katı kuralcı) notasyona çok az veya hiç atıfta bulunmayan özerk bir çizim oluyor. Grafik notasyoncular müziğin yapısıyla ilgili şekilleri ve sesleri kafalarına göre tasarlayabildiler. Grafik notasyon, müzik tarihinde ilgi çekici bir yan yol olarak kalsa da, düzenli sesin olasılıklarını yeniden tanımlamaya yardımcı oldu. Grafik sanatı ve sesin birleşiminde her şeyin mümkün göründüğü ve şaşırtıcı bir düzenlilikle güzel seslerin çıkarılıp duyulduğu tasarımlar üretildi. Kimi insanlar “bir daha asla böyle bir uyumsuzluk olmayacak” diye düşünmüş olabilirler, ancak dünkü sesin görünürdeki anarşisi, bugünkü en zengin armonilerden bazılarını doğurdu.

20. yüzyılda müzikteki yeni arayışlar neticesinde notasyona dair yeni fikirler ortaya çıkmış.. Bazen geleneksel notasyon üzerinde uygulanan yeni denemeler ve yöntemler, bazen de bilinen notasyondan tamamen farklı grafik uygulamalar… Kil tabletlerden modern notasyona, dijital nota yazım teknolojisine ve grafik denemelere kadar uzanan bu süreçte sayısız yeni arayış, yöntem ve teknik denenmiş. Müziğin işaretlere dönüşme öyküsü, kuşkusuz ki yazılı kültürün ve uygarlığın en belirgin göstergelerinden biri…

Grafik notasyondan bahsederek müziğin görselleştirilmesinin kısa tarihini de anlatmış olacağız…

Bir nota sayfası ya da müzik notasyonu müziğin kendisi değil şarkıyı “oluşturan” veya “icra eden” biri için bir dizi talimattır. Tasarım ve müzik birçok alanda kesişir; moda, sanat, film yapımcılığı, sahne tasarımı… Grafik notasyon, orkestral ve deneysel müziğin özel dünyası dışında nispeten belirsiz, bilinmeyen bir taraf ama şaşırtıcı derecede yaratıcı olasılıklar imkanı oluşturan sanat etkinliğidir.

Geleneksel müzik notasyonu (sol) ve grafik müzik notasyonu (sağ)
George Crumb, Sarmal Gökada (1972)

Grafik notasyon, geleneksel müzik notasyonuyla aynı işlevi görür ancak sanatçılara anlam iletmek için soyut semboller, resimler ve metin kullanır. Geleneksel notasyon doğrusal ve katıyken modern grafik notasyon açık ve esnektir. İcracı ve bestecinin fikirlerini yorumlamasına olanak tanır. 1950 ve 1960’lı yıllarda Krzysztof Penderecki, Karlheinz Stockhausen, John Cage, Roman Haubenstock-Ramati gibi savaş sonrası dönemin yeni nesil ağır bestecileri, geleneksel notasyon biçimlerine ciddi ve gerekli bir alternatif olarak grafik notasyonu kullanmaya başladılar.

Cornelius Cardew, icracıyı yaratıcılığa ve yoruma teşvik ediyordu. Parçanın nasıl çalınacağına, hangi enstrümanların kullanılacağına dair bir talimatı yoktu. Müziğin karmaşıklığı ve soyutluğu anlaşılmazlık noktasına kadar artmasına rağmen müzikal güzellik sabit kalıyordu.

Cornelius Cardew, Treatise (1963–1967). Parça, 193 sayfalık oldukça soyut notalardan oluşuyor. Sanatçının grafik tasarımı eğitimi aldığı açık. Bilişsel psikolojinin prensiplerini bile kullandığı belirtiliyor.
Brian Eno, grafik notasyonu kullanan en bilinen çağdaş müzisyenlerden biri. Eno, resmi bir müzik eğitimi almadığı için ortodoks bir notalama yapamıyormuş, grafik notaları zorunluluktan dolayı kullanmış.
John Cage, Fontana Karışımı (1958)
Toru Takemitsu, Titreşim Çalışması (1962)
Cathy Berberian, Stripsody (1966)
Roman Haubenstock-Ramati, Konstellationen (1972)
Albert Bernal, İmkansız müzik #9 (2006-)

Konumuzun önemli figürlerinden birinin John Cage olması “Fluxus”tan bahsetmeyi zorunlu kılıyor. Fluxus (Latince‘de akmak anlamında), ilk olarak 1960 yılında Litvan-Amerikan sanatçı George Maciunas tarafından John Cage’in 1957-1959 Back Mountain College’daki “deneysel kompozisyon” derslerine katılan sanatçılarla tanışması sonrasında oluşturulmuş uluslararası bir avant-garde gruba verilen addır. Fluxus’un amacı “sanatta devrimsel bir gelgitin oluşmasını sağlamak, yaşayan sanatı ve karşı sanatı (anti-art) yaymak”tı. Bu açıdan Fluxus, Dada ile yakından ilişkilendirilebiliyor. Avant-garde sanatçıların çoğu Fluxus içinde yer almış; bunlar arasında Joseph Beuys, Yoko Ono, Robin Page, Nam June Paik, Charlotte Moorman, Wolf Vostell, Dick Higgins sayılabilir.

John Cage, müzik tarihinin en tartışmalı ve önemli figürlerinden biridir.  Müzikal kompozisyon ve performans, yaratıcılık ve nihayetinde yaşam hakkında düşünme şeklimizi yeniden tanımlamayı kendine misyon edinmiş. Özellikle müzik hakkında ulaştığı önemli sonuç, bunun her şey olabileceğiydi. Günlük hayatımız boyunca duyduğumuz herhangi bir ses, tıpkı bir Mozart sonatını takdir ettiğimiz gibi kendi başına zevk alınabilir ve takdir edilebilirdi. Sadece kulaklarımızı ve beyinlerimizi açmamız, onları eğitmemiz, esnetmemiz ve etrafımızdaki dünyayı farklı, daha aktif bir şekilde deneyimlememiz gerekiyordu.

John Cage, piyanonun tellerini birbirine bağlayarak ve aralarına çeşitli objeler, lastik, tokmak, tahta gibi, ekleyerek piyanonun geleneksel tınısında değişiklik yaratan bir müzisyen. Kendi ürettiği piyanoyla pek çok kez sahne almış.

Fluxus hem bir avangart sanat hareketi hem de geleneksel sanat ve toplumsal geleneklerle deneyler yapmak, meydan okumak ve onlara karşı gelmek gibi ortak bir hedefi olan benzer düşünen sanatçılardan oluşan bir topluluktu. “Intermedia” olarak da bilinen bu hareket, aynı zamanda onu uygulayan sanatçıların kasıtlı olarak tuhaf, karşı-kültürel zihniyetini tanımlamak için de kullanılmıştı.

Diğer sanatsal stillerin aksine, belirli bir ortam, malzeme veya yöntemle sınırlı değildi. Bu topluluğun sanat üretimi resim ve heykellerden müzik bestelerine ve performans sanatına kadar her şeyi kapsıyordu. Vahşi, özgür ruhlu doğalarına uyan ve önyargılı sanatsal kavramlara meydan okuyan her şeyi hoş karşılıyorlardı.

George Maciunas’ın 1978’deki ölümüyle Fluxus son buldu.

John Cage ve George Maciunas gibi grubun kilit üyeleri Dadaizm ile bağlantıyı reddediyorlardı. Daha çok Zen Budizm felsefesinden ilham aldıklarında ısrar ediyorlardı.

Cage’in Zen Budizmi’ne olan ilgisi, müziğinde rastlantısallık ve belirsizlik ilkelerine yönelmesinde önemli rol oynamış. Antik bir Çin kehanet kitabı olan “I Ching”i bir kompozisyon aracı olarak kullanan Cage, bir müzik eserinin hangi notalarla veya hangi sürelerle ilerleyeceği gibi kararları bu kitap aracılığıyla belirlemiş.

Zen Budizmi’nin, anın farkındalığı, kavramsal olmayanın anlaşılması ve sadelik gibi öğelerinden etkilenerek yazdığı “4’33” adlı eserinde sessizliğin içindeki anlık seslere dikkat çekerek anın farkındalığını vurgulamayı amaçlamış. Eserde, 4 dakika 33 saniye boyunca enstrümanlar çalınmıyor; böylece dinleyiciler, çevredeki rastlantısal sesleri deneyimlemiş oluyorlar.

Fluxus sanatçıları eserlerini planlamadan, tesadüfü yaratım süreçlerine dahil ederek sanat kavramını reddetmiş ve kendilerini sanatçı olarak adlandırmaktan kaçınmışlar. Popüler kültürü desteklemek yerine toplumsal olaylara odaklanarak burjuva sistemine karşı bir tavır takınmışlar. Sanatın belirli bir alana hapsolmasına karşı çıkarak farklı disiplinlerden sanatçılara yenilikçi bir alan sunmuşlar. Sanat kategorilerindeki sınırların tamamen kaldırılması gerektiğini savunarak yenilikçi sanatçıları bir araya getiren, dönemin normlarına aykırı bir birlik olarak çalışmayı hedeflemişlerdi. Geleneksel sanatı tamamen yıkamasalar da sürece ve ana odaklanan, günlük yaşamı sanata dahil eden, artık malzemeleri kullanan ve felsefi bir yaklaşımı benimseyen bir sanat anlayışı geliştirmişlerdi.

Artık yazımın başlığına dönebiliriz; Müzik ve Grafik Sanatlar: Deneysel İfade Biçimleri. Bu yazı başta da belirttiğim gibi  grafik öğrencileri için muhtemel bir workshop ihtimali üzerine yazıldı. Yazının bu son kısmı katılımcılarla ilgili. Düşündüğüm gibi gerçekleşir mi bilemem ama daha önce Kore’nin geleneksel müziği ve resim-yazı sanatını ilişkilendirdiğim ve Japon resim sanatıyla Kapadokya’nın doğası arasında ilişki kurmayı amaçladığım etkinliklerim oldu. İtiraf etmeliyim ki müziğin icrasında hiç yeteneğim yok ancak iyi bir dinleyici olduğumu söyleyebilirim. “Notasyon” meselesine girişimimde grafik sanatlara verdiğim önemden cesaret alıyorum. Meselenin müzikle ilgili tarafı için elbette müzisyen dostlarımdan yardım almam gerekecektir. Katılımcıların katkısıyla varacağımız deneysel sonuçları ben de merak ediyorum. Workshop gerçekleştikten sonra bir değerlendirme olarak bu yazının devamı da ortaya çıkabilir.

A.Özyurt, “Kapadokya’nın İki Yüzü Sergisi”, 2007. Mekân: Misafir mevkii, Ürgüp, Kapadokya.

Bu workshop için bana her ilgi alanımda ilham ve huzur veren Kapadokya doğasını ve yeterince ilgi gördüğünü söyleyemeyeceğim tarihi bir odayı seçtim. Bu odanın bir adı yok ama bölgenin adı “Misafir” olduğu için biz de ona “Misafir Odası” diyebiliriz. Ancak odanın duvarlarındaki freskler nedeniyle buraya “Müzik Odası” dersek de uygun düşer kanısındayım. Her fresk çerçevesi bir müzik etkinliğini anlatıyor. Odanın zaten yetersiz olan 20. YY’ın başına tarihli bilgisini sınırlı kaynaklara dayanarak vermeyi sonraya bırakıyorum, şimdilik birkaç fotoğrafıyla yetinelim.

Koreli ressam Cheong Cho Lee’nin Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki resim ve kaligrafi performansı öncesinde Kore geleneksel müziği icrası, 2018.
Koreli ressam Cheong Cho Lee’nin Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki kaligrafi performansı, 2018.
Koreli ressamlar Cheong Cho Lee ve Moontae Kim kaligrafi ve müzik performanslarında. A. Özyurt, Peripateo etkinliği, Mekân: Misafir mevkii, Ürgüp, Kapadokya., 2018.

Yeniden seslenmek için oluşturulmuş notasyonun okunmasını bekleyen çizgi, renk ve yazılara aktarılmış müziğin ve doğanın melodisi yanımızda olmayan insanların algısını harekete geçirebilir. Sanatsal etkinliğin mekânında cereyan eden duygu yoğunluğunun hissedilişi ve grafik çalışmayla dışa vurumu kuşkusuz bu algının aktive olmasının derecesini belirleyecek.

İcra edilecek veya bir kayıttan dinlenecek müzikten gelen sesler, duvarları süsleyen fresklerdeki yazı ve resimler, odanın dışındaki doğanın sesleri ve görüntüleri, hatta baharın kokusu ve rüzgarın tene etkisi… Öyle sessiz bir ortam ki orada bolca görülen kelebeklerin kanat sesleri bile duyulabilir. Dinleme ve sözsüz iletişimin gelişmesi için mükemmel ortam ve yaratıcı tavrı tahrik eden sakinlik birlikte yaşanacak gururun mekânı olacaktır.

Mekânda varlığı en önemli olansa bu etkinliği gerçekleştirecek olanlar; yani SİZ; katılımcılar! Bu etkinlik tüm varlığınızla, duyularınızı, bilginizi ve yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için yakalayacağınız bir fırsat. Ayrıca diğer bir fırsat da bu önemli mekânın korunması gereğine dikkat çekmek olacaktır.

Nasıl ki Musorgski (Modest Petroviç Musorgski, 1839 / 1881) müziğiyle Hartmann’ın (Viktor Alexandrovich Hartmann, 1834 / 1873) resimlerini yorumladıysa siz de burada duyduğunuz müziğe görsellik kazandırabilirsiniz. Çizimlerinizin okunabilir olması işinizin bir grafik notasyon olması anlamına gelecek. Böylece grafiği, müziği, tarihi ve doğayı bizi de birlikte içeren tüm varlığı özgün ve özgür bir ifadeyle görselleştirebilirsiniz.

Yaralanılan kaynaklar:


Suretçi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın